Pelotondaki Kar Taneleri...

Yazan: Ali Sinan Deniz  01/07/2015

 

Yakın zaman önce okuduğum bir yazı o kadar hoşuma gitmişti ki, hemen bir fotokopisini çekip sırt çantama koymuştum. Çünkü hiç olmadık bir zamanda, hiç olmadık bir yerde aklıma gelecek ve ben o yazıyı tekrar okumak isteyecektim. Ya da bir arkadaş sohbetinde, konu dönüp dolaşıp benim çok hoşuma giden o yazıya gelecek ve ben, hemen oracıkta, kıymetli dostumun da bahsettiğim yazıyı okuyabilmesi için yanıp tutuşacaktım. Günler günlerin ardından… Bugün, Ankara’nın o çok sevdiğim sabah serinliğinde, kısa bir yürüyüşün ardından bazı evrak işlerini halletmek için geldiğim vergi dairesinde, sıranın bana gelmesini beklerken, bahsettiğim yazının son cümlesi bir anda aklıma geliverdi: “Sonra bisikletçiler gelir ve geçer.” Sanırım bana o yazıyı en çok sevdiren şey; yazının finalindeki bu cümlenin yalınlığı ve gerçekliği olmuştu. Oturduğum yerden, ilerideki dijital ekranlara ufak bir bakış fırlatıp, sıranın bana gelmesi için henüz çok erken olduğuna karar vermemle birlikte, sırt çantamdaki fotokopileri çıkartıp yazıyı tekrar okumaya başladım. İnan Özdemir’in kaleme aldığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı bu yazıda, yol bisikleti yarışlarını yerinde izleyen bisiklet-severlerin, bu işkenceye nasıl ve neden katlandıkları ele alınıyor demek pek de yanlış olmaz sanırım. Nitekim yazının alt başlığı da içeriği için iyi bir izlek: “Neden bütün sefaletine rağmen bisiklet yarışlarını yerinde izliyoruz? Bu vazgeçilmez bir tutku mu, gereksiz bir delilik mi?” Yazıyı her okuduğumda, yarışın havasını ciğerlerimde hissedebilmek uğruna yaptığım yüzlerce kilometrelik otobüs yolculukları, konakladığım ucuz pansiyonlar ve sonrasında bir yamacın kenarında ya da finiş çizgisinin hemen yanı başında saatlerce bisikletçilerin geçişini beklediğim o anlar geliyor aklıma. Hatta bazen bu işkencelere ortak olması için ısrarla yanımda sürüklediğim arkadaşlarım. Ve birlikte yarış izlediğim her arkadaşımın sorduğu aynı soru: “Gittiler! Bir daha buradan geçecekler mi?”

Artık yerinde izlediğim hiçbir bisiklet yarışına, bu spora ilgi duymayan bir arkadaşımı götürmüyorum. İşin şekli biraz değişti. Televizyon yayınları o kadar tatmin edici halde ki; yarışları artık evimde izliyorum. Ve doğal olarak yakınımda bu spora ilgi duyan/duymayan birçok arkadaşım da bu yarışları benimle birlikte -ona ısmarladığım soğuk biraları yudumlarken- izliyor. Çok uzatmayayım, İnan Özdemir’in beni çok etkileyen yazısından yola çıkmıştık ve sonrasında, bisiklet yarışlarına henüz ilgi duymaya başlamış bir spor-severin, yerinde izlediği bir yarışın ardından bana sorduğu o değişmeyen soruyla bir önceki paragrafı bitirmiştik. Bu paragrafı ise, başka bir soruyla; yine bisiklet yarışlarına henüz ilgi duymaya başlamış bir spor-severin, bu kez televizyon başında birlikte izlediğimiz bir yarış esnasında bana sorduğu diğer bir değişmeyen soruyla bitiriyoruz: “Kimin kim olduğunu nasıl anlıyorsun?”

Bisiklet-severler için, televizyon başında oturup saatlerce bir yol bisikleti yarışını izlemek; bir sinema tutkununun en sevdiği yönetmenin son filmini izlemesi gibidir. Öyle ki; bahsedilen yarış bir Grand Tour ise (Tour de France – Giro d’Italia – Vuelta a España), 21 gün boyunca her gün yeni bir yarış, diğer bir deyişle her gün yeni bir film izleme şansına nail olursunuz! Bir Grand Tour’da yarışa katılan bisikletçi sayısı 200 civarındadır. En sevdiğiniz yönetmenin, her filminde yaklaşık 200 oyuncuyla çalıştığını ve bu oyuncuların aşağı yukarı her filmde aynı kişiler olduklarını düşünün! Kısa zaman sonra, izlediğiniz her yeni film ile birlikte bu oyuncuları da az çok tanımaya ve isimlerini öğrenmeye başlardınız değil mi? İşte pelotondaki isimleri tanımak da biraz buna benziyor. Az bir farkla; hiçbir repliğin olmadığı bir filmde hepsinin kafasında koca bir kask, gözlerinde kocaman güneş gözlükleri ve suratlarındaki o değişmez acı ifadeyle! Bu yazının, bisiklet yarışlarını yeni yeni izlemeye başlamış tüm dostlarıma, pelotondaki bisikletçilerle ilgili biraz olsun fikir vermesini ve kısmen de yüzlerinde ufak bir tebessüm yaratmasını umuyorum…

Bundan yıllar önce, bisiklet yarışlarında kask kullanımının zorunlu olmadığı dönemlerde, bir dağ yamacında, bir caddenin kaldırımlarında ya da evde televizyon başında izlediğiniz yarışçıların kim olduğunu kolayca anlayabiliyordunuz. Çünkü her sporcunun yüzünü, mimiklerini ve bakışlarını rahatça algılayabiliyor, eğer biraz ilgili bir spor-severseniz onu hemen tanıyabiliyordunuz. Ancak yaşanan bazı trajik kazaların ardından, inişlerde kask kullanımı zorunlu hale geldi. Sonrasında ise iniş veya tırmanış fark etmeksizin tüm yarış süresince bisikletçilerin kask takması katı bir kural olarak bisiklet dünyasına girdi. İyi ki de öyle oldu! Ancak kask kullanımının zorunlu hale gelmesiyle birlikte sporcuları tanımakta biraz zorluk çeker olduk. Peki, uzaktan bakıldığında tıpkı kar tanelerinde olduğu gibi birbirine benzeyen, ancak yaklaştıkça birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını gördüğümüz bisikletçilerde en belirgin farklar neler? Yaklaşıyoruz…

 

Barba Rossa…

Televizyon başında bir bisiklet yarışı izlerken, yarışçıları birbirinden ayırt etmenizi sağlayan en keyifli örnekle başlıyoruz: Sakal! Pelotondaki yüzlerce sporcu arasından Barbaros Hayreddin Paşa misali görür görmez tanıyacağınız bir ismi buna örnek olarak verebiliriz… İtalyan bisikletçi Luca PAOLINI.  Ve bir diğer ilginç örnek ise pelotondaki Afrikalı sporculardan Namibyalı Dan CRAVEN.

PL1

Pelotonun sakal fenomenlerinden Dan CRAVEN (solda) & Meşhur kızıl sakallarıyla Luca PAOLINI (sağda) 

 

 

Omuzlarım biraz dar mı?

Bisikletçilerin birçoğu genelde ince yapılı ve hafif kilodadır. Hemen hemen birçok bisikletçinin fiziksel özellikleri birbirine yakındır. Hal böyle olunca onları birbirinden ayırmak daha da zor oluyor. Ancak peloton içerisinde bazı sporcuların vücut yapılarındaki bariz farklar, kendilerini ayırt edebilmemizi kolaylaştırıyor. Sıradaki örneğimiz omuzlarıyla kendini belli edenlerden: Steven KRUIJSWIJK

PL2

 

İnce yapılı bir tırmanışçı olmasına rağmen biraz fazlaca geniş omuzlara sahip olan Hollandalı Steven KRUIJSWIJK

 

 

Sinirli ve yorgunum! Yüzüme yansıdığının farkındayım!

İçinde bulunduğumuz dönemin, izlemesi tartışmasız en keyifli olan isimlerinden biri de Fransız Thomas VOECKLER! Öyle ki, bundan yıllar sonra bile bisiklet sohbetlerimizin merkezinde bir yere sahip olacağı şimdiden kesinleşmiş durumda. Kimi zaman taktiksel hatalar, kimi zaman da tırmanışların verdiği acı sebebiyle şekilden şekle giren Thomas, her şey bir yana sadece bu mimikleri yüzünden bile hemen kendisini fark ettiren yarışçılardan! Yarışı izlerken, onu herhangi bir yerde başka bir yarışçıya bağırırken ya da bir dağlık etap tırmanışında ağlamak üzereyken görebilirsiniz. Eğer bir bisikletçi yarış esnasında duygularını yüzüne bu kadar çok yansıtıyorsa, onu görür görmez tanırsınız!

PL3

Pelotonun en renkli simalarından 1001 surat Thomas VOECKLER

 

 

Savaşçı ruhlar her zaman ödüllendirilir!

Bisiklet yarışlarında sporculara verilen farklı ödüllere rastlamak mümkün! Bunlardan biri de kombativite ödülü… Yarış esnasında sporcuların gösterdiği kararlılık, hırs, dayanma azmi ve cesaretle doğrudan ilişkili olan bu ödül; kimi zaman çok uzun bir solo kaçış yapan sporcuya, kimi zaman da yarışta geçirdiği ciddi bir kazaya rağmen –ki bunu bisiklet sporunda çok sık görürsünüz- yılmadan bitiş çizgisine kadar mücadelesini sürdüren sporcuya verilir. Konumuzla akalı olan kısım şu ki; etaplı birçok bisiklet yarışında, bir önceki etapta kombativite ödülünü alan sporcunun sırt numarası beyaz üzerine siyah değil, kırmızı üzerine beyaz olarak yazılır! Eğer yarışı yakından takip ediyorsanız, pelotonda sırt numarası kırmızı-beyaz olan bir bisikletçi gördüğünüz zaman onun kim olduğunu hemen anlayabiliriniz.

pl4

Kombativite ödülü alan yarışçının sırt numarası (solda) ve standart sırt numaraları (sağda)

 

 

Ulusal şampiyonları tanıyalım!

Pelotonda bazen öyle bir görüntü olur ki; aynı takımın sporcuları birbirinin yanından ayrılmaz ve ortaya küme küme renklerden oluşan yaklaşık 200 sporculuk bir resim çıkar. Her takımda, baştan aşağı aynı renkteki forma ve kasklarıyla yarışan 9 sporcu vardır ve ilk bakışta kimin kim olduğunu ayırt etmek oldukça zor olabilir. Nitekim kimi zaman spikerlerin ya da televizyon rejisinin de yanlışlıklar yaptığına şahit olabiliyoruz. Aynı takımda yarışmakta olan sporcular arasında da bazen ciddi görsel farklar olabilir ve siz o sporcuyu görür görmez tanırsınız. Bahsettiğim şey ulusal şampiyonluk mayoları! Her spor dalında olduğu gibi bisiklette de ulusal şampiyonalar ve dolayısıyla da ulusal şampiyonlar vardır. Ve işin güzel tarafı şu ki, kendi ulusal şampiyonasında birinci olan sporcu, yıl boyunca katıldığı bütün yarışlarda bu unvanı formasında taşır! Böylelikle biz de onu gördüğümüz an tanırız…

PL5

Movistar takımı sporcuları… Aralarından, o yılın İspanya ulusal şampiyonu Francisco VENTOSO’yu seçmek çok da zor olmasa gerek!

 

 

Pelotonda bir daha böyle bir bisikletçi olur mu, bilinmez!

Bisikletçileri diğerlerinden ne tip şeylerin ayırdığını konuşurken, Adam HANSEN’i anmamak olmaz! Bu zekâ küpü yetenekli yarışçıyı diğerlerinden ayıran özellik ise, kullandığı bisiklet ayakkabıları! Tamamen kendisinin tasarladığı ve ürettiği bisiklet ayakkabılarıyla yarışlara katılan HANSEN’i ayakkabılarından kolaylıkla tanıyabilirsiniz!

PL6

Adam Hansen'ın kendi tasarlayıp giydiği bisiklet ayakkabıları...

 

 

Gözlüklerim ve ben çok mutluyuz…

Geçenlerde bir röportajını okuduğum Danimarkalı bisikletçi Christopher Juul-Jensen, o röportajda, profesyonel bisiklet dünyasına ilk adım attığı zamanlarda biraz hayal kırıklığına uğradığını, çünkü o hayran olduğu bisikletçilerin birçoğunun devamlı aynanın karşısında saç-başlarını düzelttiğinden bahsetmişti. Evet modayı kendince takip ettiğini düşünen birçok yarışçı var! Ve bu sayede onları bir kez görünce bir daha unutmuyorsunuz. Örnek mi? Kanadalı Ryder Hesjedal ve hiç çıkarmadığı gözlükleri…

PL7

Kanadalı Ryder Hesjedal ve o muhteşem (!) gözlükleri...

 

 

Tabii ki bir yakuza değil!

Söz konusu dövme olunca, pelotonda çok fazla örneğe rastlayamıyoruz ancak, yine de bu az sayıda dövmeli bisikletçi bir nebze olsun fark yaratmayı başaranlardan! Sporcuların genelde kollarındaki ya da bacaklarındaki dövmelerden onları kolayca tanımanız mümkün olabiliyor. Konu buraya gelmişken, her ne kadar artık aktif bir bisikletçi olmasa da David Clinger’in de bir resmini bu yazıya eklemek gerekir. Çünkü bisiklet ve dövme kelimeleri yan yana kullanıldığında onu hatırlamamak olmaz. Yüzündeki maori dövmesi hiç de yabana atılacak türden değil! Bir diğer örnek ise son dönemde yaptırdığı dövmelerle karizmasına karizma katan Sir Bradley Wiggins…

PL8

Dövmeleriyle Sir Bradley Wiggins (solda) ve David Clinger (sağda)

 

 

Modern zaman gladyatörleri…

Günümüz bisikletçilerini tanımlamak için kullanılan deyimlerden biri de modern zaman gladyatörleri… Bu deyimin kullanılmasının en büyük nedeni, bu sporun üst düzey fiziksel dayanıklılık gerektiriyor olması! Bir diğer neden ise, bisikletçilerin sıklıkla geçirdiği kazalar ve kazalardaki ciddi yaralanmalara rağmen yarışmaya devam etmeleri. Hal böyleyken, etaplı bir bisiklet yarışını yakından takip ediyorsanız, pelotonda bandajlarla yarışan sporcuları da adlandırmak bir nebze daha kolay olacaktır diye düşünüyorum.

PL9Laurent Pichon

Önceki etapta geçirdiği kaza sonrasında yarışa devam eden Laurent Pichon

 

 

199 cm. & 159 cm.

Yazının ortalarında bir yerde, fiziksel özelliklerin bisikletçileri birbirinden ayırt etme konusunda bize yardımı olacağından bahsetmiştik. Şimdiki örnekte ise, yarış esnasında diğer bisikletçilerle birlikte yol alırken görür görmez tanıyacağınız iki isme bakalım. Pelotonun en uzunlarından Belçikalı Stijn Vandenbergh ve en kısalarından Fransız Samuel Dumoulin!

PL10B

 

199 cm. boyuyla Stijn Vandenbergh ve yanında takım arkadaşı Kolombiyalı Rigoberto Uran Uran

 

 

PL10A

Pelotonun 160 cm altındaki yarışçılarından Fransız Samuel Dumoulin

 

 

Kasklar da işinizi bir nebze kolaylaştırabilir…

Bisiklet yarışlarında farklı markalara ait birçok tipte kask görmek mümkün! Bu kasklar ölçüleri ve şekilleri itibarı ile oldukça farklı görünüşlere sahip olabiliyor. Bunlara ek olarak, nadiren de olsa sporcuların özel tasarım kasklar kullandığına şahit oluyoruz. Diğer spor dallarında da benzerleri olan kask tasarımlarına örneklerimiz Slovak Peter Sagan ve İtalyan Luca Paolini’den…

PL11

 

İtalyan Luca Paolini (solda) ve Slovak Peter Sagan (sağda) özel tasarım kasklarıyla...

 

 

Bacaklarımı tıraş ederim ama saçlarımı asla!

Uzun saçlı bisikletçi sayısı pek de fazla değil! Bacaklarını sık tıraş eden bu modern zaman gladyatörleri, genelde saçlarını da kısa tutuyorlar. İşte tam da bu yüzden, bir yarışçı saçlarını uzattı mı, radarınıza kolayca girebiliyor. Son dönemde uzun saçlarıyla pelotonda kolayca fark ettiğimiz İtalyan’ın adı Daniel Oss.

PL12

Pelotonun uzun saçlı isimlerinden İtalyan Daniel Oss

 

 

Dünya şampiyonlarını gökkuşağı ile onurlandırmak…

Bisiklet sporunda simgesel anlamı en büyük olan şey mayodur. Bisikletçilerin, katıldıkları yarışlarda elde ettikleri dereceler sonucunda aldıkları para ödülleri bir yana, onlar için tarihi değeri olan şey sırtlarına geçirdikleri mayolardır. İşte bu mayolardan bir tanesi, bisiklet dünyasının en özel zaferlerinden birini simgeler: Senede bir kere düzenlenen dünya şampiyonasını kazanan sporcuya verilen Gökkuşağı Mayo! Bir bisikletçi dünya şampiyonluğunu kazandığı zaman, önündeki bir sene boyunca katıldığı bütün yarışlarda gökkuşağı mayo ile yarışır ve yüzlerce bisikletçinin bulunduğu pelotonda her zaman kolayca fark edilir.

PL13

 

Dünya şampiyonluğunu ifade eden Gökkuşağı Mayoları ile Hollandalı Marianne Vos (solda) ve  Polonyalı Michał Kwiatkowski (sağda)

 

...

 

Tüm bu anlattıklarımız dışında daha birçok nokta, yarışçıları tanımanız için sizlere yardımcı olabilir. Yarışları izledikçe görüyorsunuz ki, kimi sporcuların çene yapısından, gülüşünden, kullandığı bisikletteki bir ayrıntıdan; kimi sporcuların da bisiklet üzerinde dans edercesine yaptığı tırmanışlardan bile onları hemen ayırt ediyorsunuz… Bazılarının ise zaman zaman sırtlarına geçirdikleri tırmanış, sprint, genel klasman vb. mayoları yol gösterici olabiliyor. Bir bisiklet yarışı izlerken, yüzlerce yarışçı arasından sporcuları tanımak gerçekten zor ve zaman isteyen bir şey! Yukarıda bahsettiğimiz şeyler tabii ki çok küçük örnekler ama az da olsa, bir yarış izlerken sizlere izlek sunabilir diye düşünüyorum. Siz de kendiniz için bunlar gibi birçok ayırt edici nokta belirleyebilir ve yarışları izlerken bu noktalardan yola çıkabilirsiniz. Hatta keşfettiğiniz kimi noktaları bizimle de paylaşırsanız, biz de bu yazıya bunları eklemekten mutluluk duyarız.

Sevgiler…

twitter     instagram     soundcloud