Gran Fondolar Neden Bu Kadar Popüler Oldu?

 Çeviren: Ali Sinan Deniz  07/01/2017

 *Bu yazı, Velonews yazarlarından Fred Dreier tarafından yazılmış ve 19.08.2016 tarihinde aşağıdaki linkte yayınlanmıştır.

http://www.velonews.com/2016/08/news/why-did-gran-fondos-become-so-popular_418429

 

 

GFNY

Gran Fondo New York / Sportograf

2010 yılının yaz aylarında, Levi’s Gran Fondo’nun organizasyon direktörü olan Carlos Perez, Birleşik Devletler’de yeni yeni oluşmaya başlayan uzun mesafeli bisiklet yarışları piyasasını inceledi. Ülke genelinde birçok gran fondo organizasyonu ortaya çıkıyordu ve organizatörler, düzenlediği yarışla ilgili kendisine sorular sormak için Perez’in kapısını aşındırıyorlardı.

Perez, organizasyonu bir önceki sene Levi Leipheimer ile birlikte kurmuştu. O zaman için bu organizasyon -İtalyanca aslından büyük yarış olarak tercüme edilen- gran fondo adını kullanan ikinci Amerikan yarışıydı. Tüm Birleşik Devletler’de hızla yayılan diğer yarış organizasyonları gibi, Levi’s Gran Fondo da ünlü İtalyan bisiklet yarışı etkinliklerinin Amerikan versiyonuydu.

Perez’e göre insanlar gran fondolara sıradaki büyük şey gözüyle bakıyorlardı…

Çok değil yalnızca altı yıl sonra gran fondolar, herhangi bir Amerikalı bisikletçinin katılacağı etkinliklere ilişkin tercihlerinde popüler bir seçenek haline geldi. Bugün GranFondoGuide.com internet sitesi ülke genelindeki 82 yarışa ilişkin bilgiler sunuyor.

Birkaç yüz yarışçının katıldığı yerel etkinliklerden tutun; binlerce bisikletçinin katıldığı ve uluslararası pazarlama alanına sahip olan devasa organizasyonlara kadar çeşitli büyüklükte yarışlar görmek mümkün. Nitekim Levi’s Gran Fondo, katılımcı sayısı 7.500’e ulaştığında kayıtları sonlandırıyor.

Pazardaki bu büyümenin organizasyonlar arasındaki rekabeti artırdığı çok açık! Organizatörler artık basılı dergilerde, sosyal medyada reklam yayınlıyorlar ve katılımcı sayısını üst seviyelerde tutabilmek adına farklı stratejilere başvuruyorlar. Bazı yarışlara (Jens Voigt ve Phil Gaimon’un da aralarında bulunduğu) emekli ya da halen yarışmakta olan profesyonel bisikletçilerin adları veriliyor. Kimi yarışların reklamlarında katılımcılara sunulan yemekler ve şaraplar ön plana çıkartılırken; bazı organizatörler ise düzenledikleri ulusal ya da küresel gran fondo yarışlar serisine aksatmadan dâhil olan yarışçılara çeşitli ödüller verileceğini duyuruyorlar.

Etkinliklerin bu derece çoğalmasıyla birlikte organizatörler, yarış rotalarının uzunluğundan kaynaklı olan ve hiç de azımsanamayacak ölçüdeki genel giderleri azaltabilmek için yeni yollar bulmaya çalıştılar. Maliyet ve rekabet konusundaki bu kesişme, bir gran fondoyu gerçekte neyin meydana getirdiğine dair bir görüş ayrılığı yarattı. Bir tarafta –tıpkı maratonda olduğu gibi- bir bisikletçinin starttan finişe kadar tüm yarış boyunca elde ettiği zamanı dikkate alan organizasyonlar; diğer tarafta ise yarışçının belirli segmentler ya da tırmanışlarda ölçülen zamanını baz alan organizasyonlar…

Zaman ölçümündeki bu çeşitlilik yetersiz gibi görünebilir ancak yarışın pazarlamasına olduğu gibi genel maliyetine olan etkisi de oldukça büyük!

Bisiklet endüstrisinde, gran fondoların büyümesine ve gelişmesine ilişkin oldukça sık tekrarlanan bir açıklama var. Bisiklet sporuyla Lance Armstrong döneminde haşır neşir olmaya başlayan yüz binlerce bisikletçi geçtiğimiz on yıl içinde otuzlu veya kırklı yaşlarına bastılar ve bu topluluğun; sıradan kriteryumlarda veya geleneksel yol yarışı etkinliklerinde boy göstermek için gerekli olan zamandan ya da tutkudan mahrum kaldığını söylemek yerinde bir tespit olacaktır. 

Tüm bunlarla birlikte yarış organizatörleri, maratonlar ve uzun mesafe triatlon yarışlarına olan ilginin artmakta olduğunu fark ettiler. İtalya’da, Gran Fondo Campagnolo ve Maratona dles Dolometes gibi bisiklet yarış etkinlikleri, katılımcılarına maraton ya da triatlondaki mücadelelere benzer bir karışım sunmaktaydı. Ancak Amerikan bisikletinde bunun gibi etkinlikler yoktu.

Levi’s Gran Fondo’nun koşulmaya başlamasından sonraki aylarda, çok sayıda organizatör piyasaya giriş yaptı. 2011’de, New York’ta USB yatırım bankası için avukatlık yapan Ulrich Fluhme işinden ayrıldı ve eşi Lidia ile birlikte Gran Fondo New York’u kurdu. 2012’de, Virjinyalı Reuben Kline düzenlediği triatlon ve çoklu spor organizasyonlarını bir kenara bırakarak, yalnızca gran fondo yarışları düzenlemeye karar verdi ve Ulusal Gran Fondo Şampiyonası adı altında bir dizi yarışı piyasaya soktu.

Kline “Hayalimiz rekabetçi bir etkinlik yaratmak ve aynı zamanda katılımcılara eğlenceli bir tecrübe sunmaktı” diyor ve ekliyor: “160 km.lik bir parkur koşabilirdik ancak ortalıkta yarış yoktu.” 

Yeni yeni filizlenmekte olan sektörde organizatörler hem yeni hem de sürekliliği olan bir iş yaratmak için farklı stratejiler denediler. Colorado ve California’daki gran fondo organizatörleri düzenledikleri yarışların tanıtımını üzüm bağlarında yaptılar. Kline’ın organizasyonu ise toplam sekiz yarıştan oluşan bir seriydi ve bir yıl içinde bu seride üç ya da dört yarışa katılan bisikletçiler ödüllendiriliyorlardı.

2014 yılına gelindiğinde, Gran Fondo New York 5.000’den fazla katılımcıyı kendine çekiyordu. Fluhme işe ülkenin en büyük metropolünün kalbinden başlamış ve yarışın tanıtımını ünlü bisiklet dergileri ve bisiklet dükkânlarında yapmıştı. Gran Fondo New York’ta katılımcıların tümünün aynı limon yeşili formaları giymeleri zorunluydu. George Washington Köprüsü’nden geçmekte olan binlerce bisikletçinin oluşturduğu tek renkli peloton fotoğrafı dergilerdeki yerini almıştı bile!

İtalya’da, emekli veya halen yarışmakta olan profesyonel bisikletçileri bazı büyük gran fondolarda ön saflarda görmek gayet sıradan bir şeydi. Birleşik Devletler’deki organizatörler de bunu kendi yarışlarında uyguladılar. 2013’te, Tour of the Battenkill yarışının organizatörü Dieter Drake, şu sıralar gözden düşmüş Fransa Turu eski şampiyonu Floyd Landis adına bir gran fondo düzenledi. Sonraki yıl ise, eski profesyonel George Hincapie, South Carolina’da kendi yarışını düzenledi: Gran Fondo Hincapie.

Perez, profesyonel bir bisikletçinin yarışa katılmasının ya da organizasyona ortak olmasının, etkinliğin pazarlamasında hatırı sayılır bir yardımı olduğunu söylüyor.

“Leipheimer adını herkes Tour of California’daki başarısıyla duymuştu. Neticede eski Levi’yi daha geniş kitleler tanıdı. Ama organizasyonunun ilk yılında müşterilerinin büyük çoğunluğunu hayranları oluşturuyordu.”

Gran Fondo New York, yarışın başından sonuna kadar yolların trafiğe kapatılabilmesi için gerekli olan izne sahip değildi. Bunun sonucunda Fluhme yarışını inovatif bir parkur tasarımı ile düzenledi: 160 km.lik bir parkurun tamamını trafiğe kapatmak yerine, yarış esnasında zaman ölçümü yapılan birkaç kısa segmentteki yolları kapattı. Bu sayede Fluhme’un daha az polis aracı ve memuruna ihtiyacı oluyordu.

Fluhme 2013’te, yarış rotası boyunca bütün kavşaklarda güvenliği sağlamaları için polis memurlarına para ödemek yerine yarışın formatında değişikliğe gitti. Bu değişiklik yeni maliyetlere sebep olduysa da Fluhme tercihinden vazgeçmedi. Yaptığı reklamlarda, düzenlediği yarışın bu ayırt edici özelliğini ön plana çıkardı ve bu özelliği büyümekte olan Avrupalı müşteri kitlesine de duyurdu. Ek bir bilgi olarak, İtalyan Bisiklet Federasyonu’nun gran fondolarla ilgili düzenlemesinin yarışın başından sonuna kadar zaman ölçümünü zorunlu kıldığını belirtmekte fayda var.

Fluhme “dünyanın her yanında insanların bizden talep ettikleri şey gerçek bir gran fondo deneyimi” diyor ve ekliyor: “ancak müşterilerimizin zaman ölçümü yapılan tırmanışlarda yarışmaktan pek de memnun olduklarını sanmıyorum.”

Günümüzde Gran Fondo New York’un kullandığı yarış formatının çok da sevildiği söylenemez. Ancak piyasaya bakıldığında, Amerikan gran fondo organizasyonlarının büyük çoğunluğunun, elde edilen kümülatif zamanın kazananı belirlediği zaman ölçümlü segmentlerden oluşan bu formatı tercih ettiği görülüyor. Böylesi bir yarış formatı, organizatörün çok sayıdaki zaman ölçüm cihazına ödeme yapmasına sebep olduğu halde –ki bu tutar bir anda 10 bin doların üzerine çıkabiliyor- güvenlik personeli ve polis memuru harcamalarından yapılan tasarruf genelde çekilen çileye değiyor. Fluhme’a göre bu format maliyetleri düşürme konusunda iyi bir seçim, ancak bu yarışma şekli müşteriler için daha az tatmin edici bir tecrübe yaratıyor. Bu konuda herkes aynı fikirde! Diğerlerinden farklı olarak bu format yarışçılara segmentler arasında tekrar bir araya gelebilme ve dostlarıyla birlikte sürüş yapabilme imkânı veriyor. Aynı zamanda, bu formatı kullanan organizasyonlarda inişlerde yarış yapma ihtimali de ortadan kalkıyor.

Kline “Bunun daha güvenli olduğunu düşünüyoruz” diyor.

İki organizatör de her yarış sonrasında müşteri anketleri yaptırıyorlar. Ve pek de şaşırtıcı olmayacak şekilde her iki organizatör de katılımcılarının kendi formatlarını tercih ettiğini söylüyorlar.

Geleneksel bisiklet yarışlarında olduğu gibi, gran fondolar da maliyetleri düşük seviyede tutmak için çabalıyorlar. Nadiren de olsa, büyük çaplı yol yarışlarından ya da etaplı yarışlardan daha düşük maliyetlerle yarış düzenledikleri için böbürlenebiliyorlar. Ne de olsa, gran fondolarda UCI (Uluslararası Bisiklet Birliği) çalışanları görev almıyor ve organizatörlerin UCI komiserlerine ya da görevlilerine ödeme yapmalarına gerek yok. Ve doğal olarak hacmi küçük olan bir alanda yarış düzenlemek, birçok farklı bölgeyi içine alan yarışlara göre daha az masraflı!

Ancak büyük ölçekteki yarış parkurları organizasyonun maliyetini oldukça yükseltebiliyor. Nitekim Fluhme, 160 km.lik parkurun tamamını yarışa tesis etmek için polislere ve yol kapatmalara 600 bin dolardan fazla para ödedi. Perez’in harcadığı para ise yaklaşık 100 bin dolar. Nispeten daha az ancak yemek, eğlence ve ulaşım için yapılan ek harcamalar yarıştan elde edilen geliri hızlı bir şekilde eritiyor.

Ve genel giderler her yıl artıyor. Üç organizasyon sahibi de, yarışa katılanların daha fazla güvenlik personeli ve kapalı yol talep ettiklerini söylediler. Bunun maliyetleri artıracağı aşikâr! Kline, Colorado yarışının onay ve izin maliyetlerinin 2016 yılında birönceki seneye göre üç kat arttığını ifade etti.

Maliyetlerdeki bu artış, hâlihazırda geleneksel bisiklet yarışlarındakine oranla daha yüksek olan katılım ücretlerinin de yükselmesine sebep oldu. Fluhme erken rezervasyon ücretini 199 dolarda tutsa da, yarış haftasında yapılan kayıtlardaki ücreti 219’dan 329 dolara yükseltti. Perez’in organizasyonunda 135 dolar olan katılım ücreti ise 165 dolara çıktı.

Organizatörler yükselen maliyetlerin, en nihayetinde gran fondo piyasasının büyümesinin önünü kesebileceği inancındalar. Bu piyasaya ilk kez adım atan organizatörler başlangıç yıllarında bir büyüme görebilirler ancak asıl olan şey şu ki; katılımcılar pozitif deneyimler elde etmedikleri takdirde bir daha organizasyona katılmayacaklardır.

Perez: “Hızlı bir şekilde para kazanmak için bu piyasaya giren insanlar birkaç yıl ayakta kalabilirler. Sonrası ise tamamen yarışınıza yaptığınız yatırımla ilgili!”

twitter     instagram     soundcloud