Gaimon’ın Seyir Defteri: Roubaix Macerası ve Acı

Çeviren: Ali Sinan Deniz  - 20/06/2016

 *Bu yazı, Cannondale takımı sporcularından Phil Gaimon tarafından yazılmış ve 11.04.2016 tarihinde aşağıdaki linkte yayınlanmıştır. 

http://velonews.competitor.com/2016/04/rider-journal/phil-gaimon-journal-paris-roubaix-adventure_402233

velo news logo

 

phil11

Roubaix sonrası mayomun hâli... Fotoğraf: Phil Gaimon

Sonbahar geldiğinde herkes kendisine büyük yarışlarla ilgili hedefler koyar.

Bütün Amerikalılar "California Turu takımında yer almak istiyorum" derler.

Neredeyse herkes "Umarım Fransa Turu'nda yer alırım" diye aklından geçirir.

İri adamlar ise "Paris-Roubaix'yi hedefliyorum" derler.

Gün gelir sezon başlar, ve gerçeklerle yüzleşilir. Bu yıl Cannondale takımının yüzleşmek durumunda kaldığı gerçek; otellerde ve yarışlarda, takımdaki yarışçılar arasında hızla yayılan hastalıktı, ne kadar el temizleme jeli, bakım ürünü vs. kullanırsanız kullanın, bunun bir önemi yok! Bir süredir Paris-Roubaix için hazırlık yapan Cannondale yarışçılarının birçoğu geçtiğimiz haftayı yatakta geçirdi. Ve Çarşamba günü, iki gün sonra Roubaix'ye uçtuğumu söyleyen bir e-posta aldım. Hemen ardından Vaughters'ın, takım arkadaşlarımın ve birçoğunuzun sosyal medyadaki takılmaları, sataşmaları, muziplikleri başladı. Paris-Roubaix'de yarışacak olmam komik olsun ya da olmasın, bu zorlu yarışa yedi kişiyle başlamak Paris-Roubaix’ye ve hâlihazırdaki güçlü yarışçılarımıza karşı uygun bir davranış olmayacaktı... Ayrıca takımın sekizinci sporcusu olarak az da olsa bir katkı sağlayabilecektim. Değil mi? Lanet olsun, öyle olmasını ummuştum.

Daha önce parke taşlı parkuru olan küçük bir yarış koşmuştum ama bildiğimiz anlamdaki tek günlük yarışlardan değildi, hele hele dünyanın en büyük tek günlük yarışı hiç değildi. Elimde sadece bir kere kullandığım yeni bir Cannondale Synapse vardı ama yarıştaki parke taşlı sektörlerin hiçbirini test edecek zaman yoktu, ayrıca iki saatlik bir antrenman sürüşünün bu işi yıllardır en iyi şekilde yapanlara karşı beni daha hazırlıklı bir hâle getirmeyeceğini biliyorum, bahane aramaya gerek yok. Bu sebeptendir ki, yarıştaki sektörleri test etmek sürprizi bozmaktan başka bir şey olmayacaktı. Manzaranın tadını çıkarma şansı bulmayı umarak, ve hayal dünyasında yaşayan diğer tüm bisiklet yarışçıları gibi içten içe kazanmayı hayal ederek beklenen maceraya ve acıya adım attım.

Takım liderimiz Dylan Van Baarle idi. Genç Hollandalı, Flaman Turu'nda iyi bir derece elde etmesinin ardından Paris-Roubaix'nin startından önceki son bir saatini Hollanda pop müziklerini mırıldanarak geçiriyordu, yani pek de gergin değildi.

Paris-Roubaix'de yarışmanın cehennemde olmaktan farksız oluşunun haricinde; takımdakilerin birçoğunun oldukça basit görevleri vardı: "Dylan'ın arkasından ayrılmayın ve bir şey isteyecek olursa hemen verin!" Takım direktörümüz Andreas Klier'in söyledikleri bundan ibaretti.

İnsanlar bunun bir takım sporu olduğunu unutarak, yarışçıların neden bir arada sürüş yaptığını soruyorlar. Bu; asla aynı uçağa binmeyen başkan ve yardımcısı arasındaki gibi bir durum değil! Yarış sırasında bir rüzgâr olduğunda, önde rüzgâra karşı diğerlerini koruyan bir yarışçının ardında hemen bir mini-eşelon oluştururuz. Daha da önemlisi, Etixx gibi bir takım herhangi bir anda ön tarafa gelip bir tırmanışta ya da bir yanal rüzgârda hızla yol alarak yarışı paramparça edebilir. Takımınız bittabi bunu telafi edebilir; ancak Dylan'ın bir aksilik yaşaması durumunda pelotonun arka sıraları sizin finiş çizginiz demektir. Bir takım olarak bir arada yarışmak aynı zamanda birlikte kaza yapmak anlamına gelebilir ama aksi halde asla kazanamazsınız.

Benim görevim, pek kolay olmasa da ilk kaçış grubunda yer almaktı. Önde kalabilmek için kaldırımlara zıplıyorsunuz, su oluklarından atlıyorsunuz... 400 watt güç uygularken satranç oynamanızı gerektiren riskli bir iş bu! Wouter Wippert ve ben nöbetleşe bir şekilde çalıştık. O, sahip olduğu sprinter bacaklarıyla daha çok düzlüklerde tempo yaparken; ben tırmanışa benzeyen en ufak bir şey gördüğümde saldırıyordum. Elbette benim bir şeyler yapabilmem tırmanışlara bağlıydı. Kaçışta dört kişiydik, daha sonra 10 ve devamında 22 kişi olduk, ancak arkama hiç bakmadan devam ettim. Sadece önüme baktım, ve bozuk bir sele açısıyla sürmeye devam ettim. Ana grupla aramızdaki fark 40 saniyeyken ben hâlâ iyi durumdaydım.  Pelotonun ihtiyaç molası verdiği anlardı sanırım, ama sonra Cavendish'in sessiz sedasız bir şekilde kaçış grubuna girdiğini gördüm ve bu; kaçışın sonlanmaya mahkûm olduğu anlamına geliyordu. Etixx ön tarafta deliler gibi tempo yapıyordu.

Dolayısıyla kaçış pek uzun ömürlü olmadı, 1 saat gibi bir sürenin ardından yakalandı. Birkaç dakikalığına Dylan ile birlikte kalmaya çalıştım ama selemin tamir edilmesi için durdum. Paris-Roubaix'de durmanın aptalca olduğunu biliyorum ama diğer yandan yanlış pozisyondaki bir seleyle yarışmak sakatlanmak için oldukça iyi bir yol!

Grubu tekrar yakaladığımda peloton iyice uzamış ve yanal rüzgârın etkisiyle parçalara ayrılmıştı, ve Jack Bauer lastik patlattı. Lastik değişiminden sonra ona yardımcı olabilmek için grubun arkasında sürmeye devam ettim ve sonrasında pavé sektörlerden birine daldık. Bu parke taşlı sektörlere girince işler değişiyor!

Sadece önümdeki yarışçıyı takip ettim. Yolun bazen kenarları berbat bir haldeyken, bazen de tam ortası sürülemeyecek derecede zorlu; nitekim her geçen dakikanın ardından giderek yanlış yolu seçmiş bir adama dönüşüyorsun! Ve o adam acılar içinde kıvranıyor… Bir anda diğer 50 yarışçıyla birlikte frenlere asılıyorsun ve sıradaki pavé sektöre dalıyorsun. Anlattıklarıma 10’a yakın kaza ve bir sürü takip çabasını ekleyin; bana sorarsanız yarışçıların üçte biri için Paris-Roubaix tecrübesi bundan ibaret!

"Yarış"ın ortalarına doğru (tırnak içine aldım çünkü artık yarışmaya devam ettiğimi söyleyemem), takip grubunu takip eden bir grubu takip eden bir diğer gruptaydım (tamam, belki de yarışıyordum). Dylan'ı tekrar görebileceğime dair pek bir umudum yoktu, ancak yine de yarışı bitirmeyi umuyordum ve hızlı bir şekilde parke taşlı sektörler arasındaki bir kasabaya girdik. Böyle yerlerde tecrübenin, daha önceden yapılmış keşif sürüşlerinin, cyclocross'un ya da duaların yardımı olabilir, ancak ben, havası oldukça indirilmiş bu geniş lastiklerle parke taşlı yollardaki dönüşleri nasıl alacağımı bile bilmezken; hayatımda hiç görmediğim yolların üzerinde dünyanın en iyisiyle birlikte bunu başarmaya çalışıyordum! Kayıp düştüm ve kalçamdan küçük bir yara aldım ama hemen kalkarak -yarışı bitirebileceğime dair umudumu biraz da yitirerek- gruba katıldım. Beslenme bölgesinde grubun tamamı durdu ve ben birkaç parke taşlı sektörün daha tadına bakmayı umarak sürmeye devam ettim (tadına bakmak derken neyi kastettiğimi anladınız sanırım).

Mücadele devam ederken; arka planda bir sektörden diğerine koşuşturan, görevlerini yerine getirebilmek için yarış rotasında tekrar tekrar yer değiştiren takım mekanikerleri ve yardımcı personellerinin dâhil olduğu bir başka yarış daha vardı. Takım aracı yanıma geldi ve içindeki takım personeli arabaya atlamamın daha iyi olacağını söylediler, çünkü yarış rotasının dışına çıkmıştım. Hayal kırıklığına uğramıştım, zaten yarışıyormuş gibi de hissetmiyordum. Ve eğer beni görmemiş olsalardı muhtemelen hâlâ oralarda bir yerlerde olurdum.

Böylece, geri kalan parke taşlı sektörleri bir Skoda'nın içinde “Disco” Jonny ve Pat O’Donnell ile birlikte geçtim. Bir duş aldıktan sonra yarışın finişini takım otobüsünden seyrettim. Yaptığım kaza ve DNF olayı (did not finish - yarışı tamamlamayan sporcuların tanımlandığı kısaltma) canımı sıkmıştı, ta ki sonuçları görene kadar!

Çok az sayıda yarışçı istediği Paris_Roubaix'yi elde eder ve ben sadece işimi yaptım, o kadar! Bir bisiklet yarışçısına Roubaix'de nasıl olduğunu sormak; bir kumar bağımlısına şimdiye kadar kârda mı yoksa zararda mı olduğunu sormak gibidir: Bazen şanslı olabilirsiniz, ama totalde kimse kârda değildir!


Dylan yarışı 16'ncı sırada bitirdi. Önümüzdeki sene ilk 10'da yer alacak. Sonrasında ise ilk 5'te ya da podyumda! Günün birinde bu yarışı kazanacak. Bu iş nasıl yapılır diye sorulacak olursa; cevabı tam da budur! Bu iyiye işaret, çünkü onun şakıyan kariyeri henüz beklenilen seviyeye ulaşmış değil. (Dylan, eğer bunu okursan, şakımayı sakın bırakma!)

twitter     instagram     soundcloud