İspanya'da Milliyetçilik ve Profesyonel Bisiklet - Bölüm 1

 Çeviren: Selman Baydar  02/09/2015

 

*Bu yazı, The Ride dergisinin yazarlarından Mark Johnson ve James Stout tarafından yazılmış ve 28.11.2014 tarihinde aşağıdaki linkte yayınlanmıştır. Yazı ilk olarak derginin 2009 yılı Ekim sayısında yer almıştır.

http://www.ridemedia.com.au/ride-features/nationalism-and-pro-cycling-in-spain-part-one/

 

İspanya'nın yaşadığı dramatik değişim sürecinde bisiklet yarışları politik bir araç olarak kullanılmıştı. Peki nasıl? (Ekim 2009’da RIDE dergisinin 46. sayısında yayımlanmıştır.)

Teoride, spor ve siyasetin çok fazla ortak yönü olmasa gerek ancak İspanyol kültüründe bisiklet ile hükümet arasında her zaman güçlü bir bağ olmuştur. İber yarımadasındaki üç büyük bisiklet yarışının arkalarında bıraktıklarına ve mağrur bir milletin üzerindeki etkilerine göz atıyoruz.

Mark Johnson ve James Stout

 

 

blm1Kapak

General Francisco Franco

 

Milli bir kimlik oluşturma aracı olarak profesyonel bisikletçiliğin tarihi, yalnız İspanya'nın üst üste harika bisikletçiler yetiştirmesine değil; aynı zamanda İspanya'nın dünya spor arenasındaki günümüz rönesansına bir giriş teşkil ediyor. Bir spor “Siglo de Oro”su–İspanya'nın dünyaya hükmettiği bir altın çağa geri dönüş.

* * * * *

Avustralyalı Ron Baensch, San Sebastian’daki 1965 Dünya Pist Bisikleti Şampiyonası'na geldiğinde, generalissimo Francisco Franco’nun polisi onu temiz bir dayakla karşılamıştı. Şu anda Newcastle’da yaşayan 70 yaşındaki Baensch, bir Eylül sabahı yaptıkları o antrenman sürüşünden iki Hollandalı ile beraber dönüşünü hatırlıyor: “Franco uzun bir araç konvoyuyla katedralden dönüyordu. Guardia Civil1 yolları çevrelemişti, biz ise karşıdan karşıya geçip kahvaltılık almak istiyorduk. Hızlıca geçebileceğimizi düşündük ama muhafızlar önümüze atladı. Franco’nun önünde karşıdan karşıya geçtiğimiz için bizi tutukladılar  ve nezarethaneye attılar. Ellerimizi kelepçelediler ve bizi coplarıyla dövdüler.”

İngiltere Konsolosluğu ertesi gün yarışabilmesi için onu tam zamanında çıkardı. Sprint yarışında ona bronz madalya getiren bir repesajı kazandıktan sonra Baensch, Franco’ya orta parmağını gösterdi: “Tam finiş çizgisinin yanında, koltuğunda, o minik tahtında oturuyordu. Her tarafında makineli tüfekli korumaları vardı. Biraz korkmuştum aslında. İsterse sizi ömür boyu hapse attırabilirdi.”

Avustralyalı, henüz 26 yaşında, kendisini farkında olmadan İspanyol milliyetçiliği ve bisikletinin patlamaya hazır dönüm noktasında bulmuştu. İspanya’da yarış bisikletlerinin genellikle liderlerin mayolarından ve kupalardan daha önemli olduğunu ilk elden öğrenmişti. Ulusun rekabet içinde geçen bisiklet tarihi aynı zamanda şiddetin, tartışmalı sınırların, siyasi özerkliğin ve milli gururun da hikayesiydi.

Ülkenin en eski üç etaplı bisiklet yarışı – Vuelta a España (İspanya Bisiklet Turu), Vuelta Ciclista al Pais Vasco (Bask Bölgesi Bisiklet Turu) ve Volta a Catalunya (Katalonya Bisiklet Turu)  – başladıkları günden beri, kendi bölgelerinin tarihsel olarak emsalsiz, farklı ve tamamen ayrı olduğu mesajını yaymak için kullanılıyordu. Yani bu yarışlar milliyetçiliği - insanın kendisini ortak bir coğrafyayla tanınmış bir topluluğun parçası olarak düşlemesi, topluluk hissi ve özerklik arzusu – körüklüyordu. Koşuldukları bölgelerdeki sembolik antik kentlerden, kırsal yerleşimlerden, göze hoş gelen köyler ve metropollerden geçmekte olan bu bisiklet organizasyonları; yarışları izleyen, okuyan ya da radyo başında dinleyenlerde ulusal aidiyet duygusunu sağlamlaştırmaya yardımcı oluyordu. Bu bisiklet yarışları, güzel coğrafyaların, kahraman bisikletçilerin görüntülerini yansıtarak ve her bölgenin sınırlarında bilfiil iz sürerek, bir ulusu olduğu gibi tanımlamış ve o ulusun; liderleri tarafından yazılacak olan hikayesini öngörmüştü.

* * * * *

Siyasi bir araç olarak bir yarış: Vuelta a España

Vuelta a España’nın 1935’teki ilk versiyonu toplam 14 etaptan oluşmuş ve güneyde Granada’dan doğu kıyısında Valencia’ya, Katalonya’da boylu boyunca Barcelona’dan Bask bölgesinde Bilbao’ya kadar ülke coğrafyasının tümüne yayılan 3.425 kilometreden oluşmuştu. Tur, Kral XIII. Alfonso’nun 1931’de ülkeyi terk etmesi ve İkinci Cumhuriyet olarak adlandırılan demokrasinin tesisi anısına 1932’de başlatılan ve daha kısa bir etap yarışı olan GP de la República’nın bir uzantısıydı. Yeni bir İspanya’nın doğuşu onuruna düzenlenmiş olması dikkate alındığında, La Vuelta’nın vücut bulduğu ilk versiyonunun, bir spor merasimi olduğu kadar siyasi bir etkinlik de olduğu söylenebilir.

Katalonya bölgesi bağımsızlığını ilan edip ayrılmaya çalışırken ve Asturias’taki kanlı madenci eylemleri silahlı ayaklanmalara dönüşürken bile GP de la República; İspanya'nın kuzeyinde uzun yıllardır merkezi hükümetten bağımsızlığını arzulayan bisikletçilerin yuvası Bask Bölgesi ve Katalonya’yı da içeren birleşik bir İspanya’yı teşvik ediyordu.

GP de la República'nın organizatörleri, yarışın ortaya çıkışından itibaren ilk 3 yıl boyunca Tour de France ve Giro d’Italia'nın 1903 ve 1909’da gazete satışlarını arttırma amacıyla ortaya çıkmalarında olduğu gibi İspanyol yayıncıları yarışa sponsor yapmaya çalıştılar. İspanyol medyası ise ülkenin berbat yolları ve yetersiz konaklama imkanlarının yarışın koşulmasını ve bisikletçilerin ağırlanmasını olanaksız kıldığını iddia ederek -gayet anlaşılır nedenlerle- milli bir bisiklet turuna sponsor olmayı reddetti.

Her ne kadar yarış, monarşinin çöküşünün ardından sağlam ve güvenilir bir İspanya imajı çizmek istese de, olası finansal destekçiler kırılgan olan demokrasinin milli bir tura ev sahipliği yapmaya hazır olmadığını savundular.

Modern otoyol ağlarıyla örülmüş, dünyanın en popüler ikinci turist noktası olan (Fransa’nın ardından ve ABD’nin önünde) ve yılda neredeyse 100 milyon turist ağırlayan günümüzün İspanya’sına baktığımızda inanması zor geliyor olabilir ama 1930’ların İspanya’sı; üç asır önce Cervantes’in tasvir ettiği Sancho Panza ve Don Kişot’un seyahatindeki ilkel yerlerden çok da farklı değildi. Sanayileşmiş Bask ve Katalan şehirlerinin haricinde 1930’ların İspanya’sı; yolcuların genellikle bir ahırdaki saman yığınları üzerinde uyumak zorunda kaldığı, ağırlıklı olarak kırsal, gelişmemiş bir ülkeydi.

1935’te, Madrid’in günlük gazetesi Informaciones’in yöneticisi olan Juan Puyol, bir Grand Tour'u2 destekleme kararı aldı. Neredeyse Afrika sınırlarından Pireneler'e kadar yayılan coğrafyasıyla ilk Vuelta, tarihi yerleşimlere dikkat çekmek, ortak bir mekan hissini paylaşmak ve ulusun ortak mirası algısını güçlendirmek için tasarlanmıştı. Puyol, gazetesinin reklamını yapmak isterken; ayrıca yarışa vermiş olduğu bu desteğin İspanya’nın ulusal onurunun bir ifadesi olduğunu Informaciones’te açık olarak yazmıştı. Küresel bunalım, Hitler, İkinci Dünya Savaşı ve yaklaşan iç savaşın gölgesindeki ilk Vuelta, sadece dört yıl sonra askeri bir diktatör tarafından yıkılacak olan toy bir demokrasinin milliyetçi iyimserliğinin bir cıvıltısıydı adeta. 18 Temmuz 1936’da, 30'uncu Tour de France sınırın kuzeyini gözler önüne sererken, İspanyol General Francisco Franco, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki sömürgelerinden askeri bir darbe başlattı. İki İspanya, tahrip edici ve kanlı bir iç savaşa dönüşecek olan bir yüzleşme yaşadı.

Bu travmatik yaz mevsiminde İspanya tir tir titrerken, iki İspanyol bisikletçi - Julián Berrendero ve Mariano Cañardo – Fransa Bisiklet Turu'nda altıncı ve onbirinci sırayı kapmakla meşguldüler. İkisi de İspanya’ya dönmekten korkup, yarıştan sonra Fransa’da kaldılar. Ertesi yaz, Franco’ya karşı gelen Cumhuriyetçileri temsil ettiler ve Tour’un iki etabında galip gelerek kazançlarının yarısını anavatanlarındaki yetimlere gönderdiler. Berrendero ve Cañardo Fransa Bisiklet Turu'nda mücadele ederken, onları desteklemek için Pireneler'i aşıp Güney Fransa'ya geçen Cumhuriyetçiler bile olmuştu.

1939’da İspanya İç Savaşı sona erdiğinde yarım milyon insan hayatını kaybetmiş, neredeyse bir o kadarı da Franco’nun kalan 36 yıllık iktidarı boyunca devam edecek olan sürgünle yüzleşmişlerdi.

Berrendero, ailesine olan özlemi nedeniyle, 1937 Fransa Bisiklet Turu'nda etap kazandığı Pau’da kurduğu bisiklet dükkanını da geride bırakıp İspanya’ya döndü. 27 yaşındaki bisikletçinin Cumhuriyetçiler ile olan aleni işbirliği, hemen sınırda tutuklanmasına neden oldu ve Berrendero 18 aylığına Franco’nun cehennemvari toplama kampına gönderildi.

İspanya İç Savaşı yüzünden 1937’den 1940’a kadar Vuelta koşulmadı. Franco 1939’da kontrolü tamamen ele geçirdikten sonra, Madrid’deki merkezileştirilmiş siyasi gücü altında birleşen bir İspanya imajını yayma aracı olarak 1941’de yarışı tekrar canlandırdı. Siyasi lider, Vuelta'yla birlikte, bir yandan Kastilya dilini; diğer yandan Güney İspanya’nın belirleyici özellikleri olan boğa güreşi, flamenko ve dindar katolikliği vurgulayarak romantize edilmiş bir Endülüs kimliğini ulusallaştırmaya çalışıyordu. Ülkenin her bölgesinden geçen ve herkesin izleyebilmesi sağlanan bu bisiklet yarışı, onun kamuyu yeniden şekillendirme hedefine ulaşma aracıydı.

İkinci Dünya Savaşı süresince ve sonrasında İspanya, bugünkü Kuzey Kore gibi dışlanmış bir devletti. Halkı açlıktan kırılan ülke, Marshall Planı’ndan çıkarılmış ve ekonomisi harap olmuştu. Her ne kadar 1941’de Vuelta’ya katılan 32 bisikletçi; üç hafta süren ve günde 300 kilometreyi bulan etaplardan oluşan bu yarışı günde sadece bir öğün beslenerek koşsa da, Franco yarışları devam ettirdi. Lucy Fallon ve Adrian Bell’in yazdıkları, yarışın kapsamlı tarihini anlatan Viva la Vuelta’da ifade edildiği gibi İç Savaş sonrası düzenlenen yarışlar; Franco’nun normallik illüzyonu ve çöküşe karşı bir başkaldırı sunma biçimiydi. Monarşinin yıkılışını kutlamak için başlatılan organizasyon; bir megalomanyağın halis, homojen İspanya vizyonunu pazarlaması için bir propaganda aracı olarak tekrar doğmuştu. Franco bu yarış ile birlikte kamuoyunun ilgisini toplama kamplarından ve bu kampların etrafındaki toplu mezarlardan çekmeye çalışıyor ve kendisinin İspanyol saymadığı bütün dil ve kültürleri dışlıyordu.

Köklerinden böylesine soyutlanmış bir kimlik; Franco tarafından hem bölgesel bayrakları (Ikurrina) hem de anadilleri (Euskera) yasaklanan bağımsızlık yanlısı Basklar için kabul edilebilir bir şey değildi. Atlantik Okyanusu, Fransa ve Pireneler'in çevrelediği, kendi anadiline sahip olan İspanya’nın kuzeyindeki bisiklet delisi Bask Bölgesi –Pais Vasco ya da Euskadi- İspanya’nın hatta Avrupa’nın Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilmemiş sayılı bölgelerinden biri olduğu için Roma döneminden beri siyasi özerklik için mücadele etmiştir.

Franco rejimi, çok sevdikleri bisiklet yarışlarına son vererek muhalif siyasileri hapse atıp işkence yapmak da dâhil olmak üzere, bölgesel bağımsızlığa dair bütün Bask söylemlerini demir yumruğuyla ezdi. Franco ayrıca İspanya İç Savaşı esnasında bir Bask köyü olan Guernica’nın Naziler tarafından bombalanmasına da göz yummuştu. Ünlü ressam Picasso’nun, bu bombalamayı konu alan meşhur tasviri günümüzde Madrid’de sergilenmektedir. 1945 yılında II. Dünya Savaşı sona ermişti ve Franco savaşın bitiminden sadece 3 gün sonra, İspanya’nın bu kanlı savaşta yer almamasını kutlamak için Vuelta’yı bir barış turu olarak adlandırdı. Bu durum, Guernica’nın Franco destekli bombardıman uçakları tarafından yok edildiğine şahit olan Baskların çok da hoşuna gitmemişti.

Resmi araç konvoyunun klaksonları, postallı ve motosikletli Guardia Civil'in geçit töreni ile bu spor organizasyonu, 1965’te Avustralyalı Baensch’in keşfettiği, özellikle Bask bölgesinde oldukça şiddetli ve kindar olan baskının açtığı yaralara bastırırken, Madrid'in merkezi gücünün gövde gösterisine dönüşüyordu. 1960’lardan itibaren ETA'nın kolayca tanınan çehresini kazandı Bask milli kimliği… 1959’da kurulan Euskadi Ta Askatasuna (ETA)  –ya da Bask Vatanı ve Özgürlük– özerk bir ulus olabilmek amacıyla İspanyol zalimlerine savaş açan Bask milliyetçiliğinin kamusal ve şiddetli yüzü olmuştu.

Beğenilse de beğenilmese de, şiddetli Bask milliyetçiliğinin Vuelta’ya dâhil olduğu 1964 yılından sonra İspanya’da bisiklet sporu belirgin bir şekilde siyasileşti. 1967 yılının Vuelta’sı, Bask takımları KAS ve Fagor’un nihayetinde iki takımın da başarısına mani olan üstünlük savaşına sahne oldu. Aynı yıl ETA, Vuelta rotasında yer alan ünlü Sollube tırmanışının inişinde asfalta yağ döktü ve yolu çivilerle kaplayarak bir eylem gerçekleştirdi. Yaşanan bu görece küçük problemler ilerleyen yıllarda daha da büyüdü…

1968’de ETA, tarihi Bask şehri Vitoria ile Puerto de Urbasa’daki Pamplona arasında koşulan 15‘inci etabı bombaladı. Eylemde bir izleyici yaralandı, yol kullanılamaz hale geldi ve peloton, etabı tamamlamama tehdidiyle yol kenarına oturdu. Turda patlatılan bu bombanın amacı, Euskadi’yi Vuelta’nın sembolik İspanya kementinden çıkarmaktı. İspanya Bisiklet Turu, ülke içindeki sınırları kaldırmaya çalışsa da, ETA bu sınırları Bask bölgesinin güneyine çizmek için uğraşıyordu.

O gün, etaba devam etmeyerek Euskadi’nin çıkarlarına aykırı bir iş (Bir Bask galibiyetini engellemek gibi)  yaptığı düşünülen Bask bisikletçiler ölüm tehditleri aldılar. ETA’nın gerçekleştirdiği bombalama eylemini ve örgütün hükümet yetkililerini öldürmedeki becerilerini de dikkate alınca, bisikletçiler bu tehditleri ciddiye aldı. Gece yarısına kadar süren pazarlıklar sonucunda –o dönemdeki diğer tüm resmi kurumlar gibi Franco rejiminin uzantısı olan- İspanya Bisiklet Federasyonu’nun yarışı terk eden bisikletçilerin bir daha asla yarışamayacağını ilan etmesiyle yarış devam etti.

Franco 1976’da öldüğünde, bütün İspanya’da nefesler tutulmuştu: Acaba Generalissimo’nun ellerinde büyüyen Kral Juan Carlos, diktatörün despot usullerini sürdürmeye devam edecek miydi? Birkaç ay içinde Kral Juan Carlos ve başbakanı Adolfo Suarez, siyasi partileri yasallaştıran ve 40 yılın ardından ilk genel seçimlerin yapılmasını sağlayan demokratik reformlar gerçekleştirerek halkı adeta şaşkına çevirdi. 1978’e gelindiğinde ise, Katalonya ve Bask bölgesi de dâhil İspanya’nın birçok bölgesine uzun süredir arzuladıkları özerkliği veren yeni anayasa yürürlüğe girmişti.

Ülkede hüküm süren 40 yıllık diktatörlüğün ardından bu geçiş çok hızlıydı. Ayrıca 1977’de Vuelta’nın son haftasında, turun Euskadi’den geçişi de oldukça şiddetli ve travmatik olaylara sahne olmuştu.

Yarışın son etapları, halen İspanyol hapishanelerinde tutuklu bulunan siyasi mahkûmların serbest bırakılması için sekiz gün boyunca kamuya açık alanlarda gösterilerin yapıldığı Genel Af Haftası’na denk gelmişti. Eylemciler kaçırdıkları otobüsler ve yaktıkları arabalarla yollara barikatlar kurmuştu. Molotof kokteyli fırlatan protestocular ile onlara kurşun saçan Guardia Civil arasındaki çarpışmalarla geçen bir hafta içerisinde beş gösterici hayatını kaybetmişti. La Vanguardia gazetesinin manşetten verdiği barikatlı yollar ve coplarını savuran polislerin fotoğrafları, dönemin çalkantılı ruhunu özetliyordu: “Bask bölgesi son 40 yıl içinde bu kadar şiddetli bir hafta sonu geçirmedi” diyordu manşetteki haber...

21 etabın tamamında liderlik mayosunu sırtında taşıyan Belçikalı Freddy Maertens; yarış süresince 13 etap galibiyetine imza atarak 1977 Vuelta’sını baştan sona domine etmişti. Maertens’in Vuelta’sı, güç bela Bask bölgesindeki son haftasına geldiğinde, polis Renteria şehrindeki ayrılıkçı bir gösteriye ateşle karşılık verdi. 12 Mayıs Perşembe günü yaşanan olaylar beş izleyicinin yaralanması ve bir izleyicinin de hayatını kaybetmesiyle son buldu. Ertesi gün öğleden sonra Pamplona’da gerçekleşen işçi eylemi ve sokak protestolarında iki kişi daha hayatını kaybetti. Yaşanan ölümler gerilimi o kadar tırmandırdı ki; yarışın Pamplona yakınlarından Bilbao’daki finişine kadar olan bölümünün ilk 50 kilometresinde ağır silahlı polisler, pelotona eşlik etmek zorunda kaldı.

14 Mayıs’ta protestocular etabın son tırmanışı olan Urquiola’nın sarp bayırlarında toplandılar. El Mundo Deportivo’nun kayıtlarına göre Maertens, bu Bask etabını kazanan KAS takımı yarışçısı José Nazabal’in 15 saniye gerisinden gelerek genel klasmandaki yerini iyice sağlamlaştırmış; ayrıca tırmanışta eylemcilerin yola döktükleri çiviler yüzünden yarış kafilesinin lastikleri patlamıştı. Buz gibi esen rüzgar ve yağmura rağmen, finiş çizgisinin hemen altında polis kuvvetleri ile göstericiler karşı karşıya geldi...

O uğursuz günde bisiklet sporu; kin ve milliyetçilik rüzgarıyla bir araya gelmiş ve Franco’nun artık geride kalan 40 yıllık terör iktidarı boyunca kimlikleri baskı altına alınan Baskların sesiyle birleşerek kusursuz bir fırtına oluşturmuştu. El Mundo Deportivo özetinde “Tüm yarışçıların tek isteği artık yarışın bitmesi” diyordu.

Kadifemsi yeşil Bask topraklarında ilerleyen yarışı bir saatli bombanın tiktakları gibi takip eden şiddeti de göz önüne alarak, yarış organizatörleri ertesi günkü iki etaplık finali kısalttılar. Sabah saatlerinde bir yol yarışıyla başlayıp devamında San Sebastian’da bir zamana karşı ile bitmesi planlanan final etabı, tek bir yol yarışı olarak kısaltıldı. Dönemin karanlık ruhunu vurgulamak adınaymışçasına, kısaltılan final etabı Franco’nun toplama kamplarından birisine ev sahipliği yapan Miranda de Ebro’da tamamlandı.

Yaralı ve ölü sayılarıyla ilgili uçuşan dedikodularla birlikte, organizatörler yarışçıları – özellikle de Bask olmayan İspanyolları – neredeyse bir savaş alanına dönen San Sebastian’a gönderme riskini göze alamadılar. San Sebastian’da en az beş göstericinin vurulmuş olmasının haricinde, dükkanlarda ve fırınlarda da ekmek kalmamış, Pamplona’da bir gazetecinin öldürülmesini protesto eden gazete bayileri satışları durdurmuştu. Maertens ise 105 kilometrelik son etabı kazanarak Vuelta zaferini taçlandırmış ve Giro’da yarışmak üzere İtalya'ya doğru yola çıkmıştı.

1979 yılının Vuelta'sına gelindiğinde organizatörler artık şiddetli Bask protestoları ve çivi kaplı yollarla başa çıkamayacaklarını bildirdiler. Bunun sonucu olarak Bask bölgesini Vuelta rotasından çıkarttılar. Bugün aradan 30 yıl geçti ve Vuelta hâlâ Bask bölgesinden uzak duruyor. Ancak 2009 yılında düzenlenen Vuelta’nın son günlerinde, Bask hükümeti yarışın tekrar Bask bölgesinden geçmesini istediklerini ifade etti. (Vuelta, 33 yılın ardından ilk kez 2011 yılında tekrar Bask bölgesinden geçmeye başlamıştır.Ç.N.)

Bask hükümeti spor genel direktörü Patxi Mutiloa, Vuelta'nın 17. etabı başlamadan hemen önce Talavera de la Reina’da Euskatel-Euskadi takımını ziyaretinden sonra Bask gazetesi Diario Vasco’ya verdiği demeçte "Vuelta’yı yakın gelecekte Euskadi'ye geri getirmek; bölgenin artık normal bir havaya kavuştuğunu gösterecektir" ifadelerini kullandı. Bask kültür konseyinden Blana Urgell ise "Vuelta’yı bölgeye döndürmenin normalleşme yolunda ileriye atılacak bir adım olacağını" ekledi. “Bu; hepimiz için oldukça makul ve arzulanan bir durum.”

 

 

 


 

1. Guardia Civil: Günümüzdeki jandarma benzeri kolluk kuvvetlerine verilen ad.

2. Grand Tour: Yaklaşık 3 hafta süren ve 21 etaptan oluşan bisiklet yarışına verilen ad. İspanya, İtalya ve Fransa Turu olmak üzere 3 adet Grand Tour vardır.

twitter     instagram     soundcloud